-
"ab" Kelimesi için arama sonuçları
Yapılan arama sonucunda 1132 adet kayıt bulundu.
-
-
aboard 2 : (İngilizce - Türkçe Sözlük)
- edat (taşıt için) içinde, -de: He was aboard the train. Trendeydi.
-
-
abode 1 : (İngilizce - Türkçe Sözlük)
- i. 1. ikametgâh, ev. 2. (bir yerde) ikamet etme, oturma.
-
-
abode 2 : (İngilizce - Türkçe Sözlük)
- f., bak. abide (4), (5), (6).
-
-
abolish : (İngilizce - Türkçe Sözlük)
- f. kaldırmak, lağvetmek, ilga etmek; feshetmek.
-
-
abolition : (İngilizce - Türkçe Sözlük)
- i. kaldırma, lağıv, ilga; fesih.
-
-
abominable : (İngilizce - Türkçe Sözlük)
- s. 1. iğrenç, menfur. 2. çok kötü, berbat, pis.
-
-
abominate : (İngilizce - Türkçe Sözlük)
- f. 1. iğrenmek, nefret etmek. 2. hiç sevmemek, nefret etmek.
-
-
abomination : (İngilizce - Türkçe Sözlük)
- i. 1. iğrenç/menfur bir şey. 2. iğrenme, nefret etme.
-
-
aboriginal 1 : (İngilizce - Türkçe Sözlük)
- i. asıl yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde yaşamış olan biri.
-
-
aboriginal 2 : (İngilizce - Türkçe Sözlük)
- s. 1. çok eski çağlarda var olan; çok eski çağlardan kalan. 2. ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde yaşamış olan.
-
-
aborigine : (İngilizce - Türkçe Sözlük)
- i., bak. aboriginal 1.
-
-
aborigines : (İngilizce - Türkçe Sözlük)
- i., çoğ. asıl yerliler, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde yaşamış olanlar.
-
-
abort : (İngilizce - Türkçe Sözlük)
- f. 1. (dölütü) düşürtmek/almak; -in dölütünü düşürtmek; (dölütü) düşürmek. 2. (henüz başlanmışken) -e son vermek. 3. düşük yapmak. 4. (bir iş) (henüz başlanmışken) başarısız bir şekilde sona ermek. 5. ask., bilg. (uçuşu/işlemi) yarıda kesmek. 6. ask., bilg. (uçuş/işlem) yarıda kesilmek.
-
-
abortion : (İngilizce - Türkçe Sözlük)
- i. 1. dölüt düşürtme/alma, kürtaj. 2. (dölütü) düşürtme/alma. 3. başarısızlık. 4. ask., bilg. (uçuşu/işlemi) yarıda kesme. 5. ask., bilg. (uçuş/işlem) yarıda kesilme.
-
-
abortionist : (İngilizce - Türkçe Sözlük)
- i. kürtajcı.
-
-
abortive : (İngilizce - Türkçe Sözlük)
- s. başarısız.
-
-
aboulia : (İngilizce - Türkçe Sözlük)
- i., İng., ruhb., bak. abulia.
-
-
abound : (İngilizce - Türkçe Sözlük)
- f. (in/with) (bir yerde) bol/çok olmak.
-
-
about 1 : (İngilizce - Türkçe Sözlük)
- edat 1. hakkında, ile ilgili, üzerine, üstüne: I know nothing at all about you. Senin hakkında hiçbir şey bilmiyorum. I have doubts about them. Onlar hakkında şüphelerim var. I shall say nothing about this. Bundan kimseye bahsetmem. What´s the most interesting thing about it? En ilginç tarafı ne? It´s a poem about love. O, aşk üzerine bir şiirdir. What´s that book about? O kitabın konusu ne? She´s still mad at him about what he said. Onun dedikleri yüzünden hâlâ ona kızgın. Are you sure about this? Bundan emin misin? What are you quarreling about? Neden kavga ediyorsunuz? 2. -in özünde/karakterinde: There is something about it I don´t like. Onda beğenmediğim bir şey var. There was an indescribable something about her. Onda tarif edilemeyecek bir şey vardı. 3. İng. -in orasında burasında; -in orasına burasına; her tarafında; her tarafına: Groups of potted palms were standing about the room. Odanın içinde saksılara dikili palmiyeler küme küme duruyordu. She was wandering about the garden. Bahçede geziniyordu. They were running about the room. Odanın içinde koşuşuyorlardı. He planted a hedge about the garden. Bahçenin etrafına çalı dikerek çit yaptı. A garland of flowers hung about her neck. Boynuna çiçeklerden bir kolye asılıydı. Look about you! Etrafına bak! 4. İng. -de; etrafında: She´s somewhere about the house. Evde bir yerde o. Towards nightfall they began to hang about the door. Günbatımına doğru kapı önünde beklemeye başladılar. You can find it in the mountains about Bilecik. Bilecik çevresindeki dağlarda onu bulabilirsiniz. He had his men about him. Etrafında adamları vardı. 5. İng. (birinin) üstünde/vücudunda: Do you have any money about you? Üstünde hiç para var mı?
-
-
about 2 : (İngilizce - Türkçe Sözlük)
- z. 1. aşağı yukarı, yaklaşık, az çok; hemen hemen, neredeyse: at about six o´clock saat altı sularında. Come about midnight. Gece saat on iki sularında gel. It weighed about a kilo. Ağırlığı yaklaşık bir kiloydu. It´s about time we took off. Artık gitmeyi düşünmeliyiz. about fifty people elli kadar kişi. She was a child of about ten years old. Yaklaşık on yaşında bir çocuktu. in about every one of these villages bu köylerin hemen hemen her birinde. It´s about the prettiest village I know. Tanıdığım köylerin en güzeli galiba. You´ve about got the hang of it. Bunu hemen hemen öğrenmişsin. We´ve just about finished this job. Bu işi neredeyse bitirdik. Are you about ready to go? Birazdan gidebilir misin? 2. İng. orada burada; oraya buraya; oradan oraya; her tarafta; her tarafa: The city was fortified all about. Şehrin her tarafı müstahkemdi. Look about! Etrafına bak! Books were lying about the table. Masanın üzerinde yer yer kitaplar vardı. The wind had scattered the leaves about. Rüzgâr yaprakları oraya buraya dağıtmıştı. Just look at them running about! Koşuşmalarına bak hele! 3. İng. ortalıkta, etrafta, civarda: There´s no one about. Ortalıkta kimse yok. Everybody was just standing about doing nothing. Herkes işsiz güçsüz dikilip duruyordu. 4. ters yöne: Turn the car about! Geri dön! Put the ship about! Gemiyi tiramola et! 5. İng. (Döndürmek veya çevirmek gibi fiilleri pekiştirir.): He kept turning it about. Onu devamlı döndürüyordu.





