SECDE


Results for "SECDE"

Turkish - Turkish dictionary

SECDE

(Turkish - Turkish dictionary) :
is. Namaz kılarken, burnu, alnı, elleri, dizleri ve ayak parmaklarını yere koyarak alınan durum.
Ottoman - Turkish Dictionary

SECDE

(Ottoman - Turkish Dictionary) :
Allah'ın (C.C.) huzurunda yere kapanış. İbadet ve Allah'a (C.C.) memnuniyetini ve itaatini bildirmek veya şükretmek için yere kapanarak alın, burun ucu, eller, dizler ve ayak uçları yere gelecek şekilde yapılan en büyük tazim ifade eden hareket. Namazın bir rüknü.
Dream Dictionary of Phrase

SECDE

(Dream Dictionary of Phrase) :
Allah'a -c.c.- kişiyi yaklaştıracak pek hayırlı işlere, düşmana galip gelmeye, zafere erişmeye ve günahlardan arınmaya, tevazua, dünyevi ve uhrevi makamlara, Bir dağın tepesinde secdeye varmak, çetin ve zor bir işi başarmaya, tepe ve duvara secde etmek, büyük bir zatın himmetine sığınmaya; Allah'tan gayrına -put vb.- gibi şeylere secde etmek münafık bir topluluğa boyun eğmeye, rezil ve zelil olmaya delalet eder. ( Ayrıca Bakınız; Okuma Secdesi, Şükür Secdesi.)
Islamic Glossary

SECDE

(Islamic Glossary) :
Namazın içindeki farzlarından; namazda alnı, burnu, el ayalarını, dizleri ve ayakparmaklarını yere koyma.Kul şu yedi âzâ üzerine secde eder; yüzü, iki avucu, iki dizi, iki ayağı. (Hadîs-işerîf-Halebî)Secde ettiğin zaman, yırtıcı kuşlar gibi, iki kolunu yere döşeme, avucuna dayan. Pazunile koltuk arasını vücûduna yapıştırma. Böyle yaparsan, her uzvun secde etmiş olur.(Hadîs-i şerîf-Miftâh-ül-Cenne)Yâ Fâtıma! Allahü teâlâ, bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emir buyursa idi, bende kadının kocasına secde etmesini emr ederdim. (Hadîs-i şerîf-Miftâh-ül-Cenne)Cenâb-ı Hak kulunu yoktan var etti. Eline cömertlik, başına da secde kâbiliyeti verdi. Aksitakdirde ne el cömertlik, ne baş secde edebilirdi. (Sâdî Şîrâzî)Secde yalnız, Kâbe'ye karşı Allahü teâlâ için yapılır. Kâbe için yapılmaz. (İbn-i Âbidîn)
Turkish - English dictionary

secde

(Turkish - English dictionary) :
prostrating oneself (while performing the namaz). etmek/ye varmak/ye kapanmak to prostrate oneself (while performing the namaz).