Evrim.


Results for "Evrim."

Philosophical Dictionary

Evrim.

(Philosophical Dictionary) :
(Os. Tekâmül, Fr., al., İng. Evolution, İt. Evoluzione). Sürekli niceliksel değişme... Sıçramalı niteliksel değişme anlamını dilegetiren devrim deyimi karşılığıdır. Her iki değişmenin bağımlı bütünlüğü olan gelişme olgusu, geniş anlamda evrim deyimiyle dilegetirilir. XX. yüzyıla gelinceye kadar metafizik dünya görüşüne bağlı bütün öğretiler evrim gerçeğini yadsımışlardı. Evrim olgusu, metafizik anlayışla bağdaştırılamıyordu. Her şey Tanrıca nasıl yaratıldıysa öyle kalmalıydı. Örneğin Tanrı, tavuğu tavuk olarak yaratmıştı. Tavuk buğun de ilk yaratılığı andaki gibiydi, sonuna kadar da böyle kalacaktı. Bunun tersini düşünmek Tanrılık sistemi temelinden yıkmak olurdu. Kutsa lyapıtlar bitkiyi, hayvanı, insanı bugünkü biçimleriyle anlatıyorlardı (kreasyonizm). Evrim olgusu, XIX yüzyılın başlarında Fransız bilgini Jean lamarck (1744-1829) tarafından ortaya atıldı ve çağın ikinci yarısının başlarında da İngiliz bilgini Charles Darwin (1809-1882) tarafından bilimselleştirildi. Kaldı ki fizik, kiya vb. gibi olumlu bilimler, metafizik düşünseyle açıkça çatışmadıkları halde , evrim olgusunun her an gözlemekteydiler. Metafizik öğretiler, bilimsel veriler karşısında önce direndiler, sonra her bilimsel ilerleme karşısında yaptıkları gibi, yavaş yavaş tutumlarını değiştirdiler. Vülger evrimciler adı altında toplanan idealistler, örneğin İngiliz düşünür Herbert Spencer (1820-1903) , evrimin hissedilmeyecek kadar yavaş olabileceğini savundular. Metafizik ve idealist kampın bu konudaki son direnişini Fransız düşünürü Henri Bergson (1859-1941) gerçekleştirmeye çalıştı, yaratıcı evrim kuramı ile evrimin sadece nitesel değişimlerden ibaret bulunduğunu ve bunun da bir yaratma işi olduğunu savundu. Oysa doğada ve toplumda nicesel değişmelerle bu değişmelerin sonucu olan sıçramalarla gerçekleşen nitelik değişmeleri (devrim) her an görülmekteydi. Kaynatılan su, nicesel değişmelerle belli bir dereceye kadar geldikten sonra birdenbire gerçekleşen bir sıçramayla nitelik değiştiriyor, buharlaşıveriyordu. Burjuva düşüncesi önce miktarca çoğalarak topluma yayılıyor ve sonra ani bir devrimle feodaliteye nitelik değiştirtiyordu. Elektromanyetik dalgaların uzunluklarının değişmesi niteliklerinin de değişmesini ve Hertz dalgaları, enfrarruj ışınlar, gözle görülebilir tayflar, ültraviyole ışınlar,X ışınları, gamma ışınları olmasını gerçekleştiriyordu. Sayıca çoğalmaların hızıyle nitelikçe değişmelerin hızı birbirleriyle orantılıydı. Bu hız, içlerinde oluşmuşsa niteliksel değişim o oranda hızlı bir sıçrama gösteriyordu. Bundan başka, niteliksel değişme, yeni niceliksel birikmeleri ve o da yeni neteliksel değişmeleri gerektirmekteydi. Evrimin gerçek yasası buydu ve tüm bilimsel deneylerle tüm toplumsal gözlemlerde kesin olarak tanıtlanıyordu. Evrimin itici gücü, zıtlıktı. Her varlık, birbirini karşılıklı olarak ittiği halde birbirlerini karşılıklı olarak ittiği halde birbirlerinin koşulu olup birbirlerinden ayrılmayan zıtlıklar taşıyor ve ancak böylelikle var oluyordu. Varlık, bizzat bir zıtlıktı. EVrim, zıtların bu çatışmasında zorunlu bir süreçti. Zıtlığın çatışması, doğada ve toplumda, zorunlu olarak eskinin ölümü ve yeninin doğumunu gerektiriyordu. Evrim, her varlığın, hem kendisiyle aynı olması ve hem kendisiyle aynı olmamasının sonucuydu. Varlık, belli ve sürekliydi ama, billiliği ve sürekliliğiyle aynı zamanda değişmekte, başkalaşmaktaydı. Bir varlığın evrimini görebilmek için:a) O varlığın evrimini belirleyen ana zıtlığın hangisi,b) Bu ana zıtlığın olumlu ve olumsuz güçlerinin ve türlü, c) Birbirlerine etki biçimlerinin nasıl olduğunu bilmek gerekir. Bir varlıkta çeşitli zıtlıklar vardır ve bunların her biri somut zıtlıklardır. Ancak zıtlıklar da, kendi varlıklarında, evrim yasasına bağlıdırlar ve doğar, gelişir, değişirler. Bu somut zıtlıkların, kendi evrimlerinin her derecesini somut olarak göz önünde tutmak gerekir. Evrim, eskinin gelişmesi yönünde de olabilir. Ancak bu geriye dönüşler bile evremseldir ve sonunda mutlaka yerini yeniye bırakmaktadır. Doğanın ve toplumun, tek sözle, yaşamın ana yasası budur. Bütün doğasal varlık ve olguların basitten karmaşığa, daha az gelişmişten daha çok gelişmişe doğru ilerlediği, demek ki bir evrim süreci içinde geliştiği paleontolojik, embriyolojik ve anatomik pek çok kanıtlarla tanıtlanmıştır. Bir türün meydana çıkması için nasıl bir alt türü gerektirdiği ayrıntılarıyle bilinmektedir. Canlılardaki, biri öbürünün değişme ve gelişmesiyle meydana geldiği belli olan (homolog) örgenler, evrim sürecinden başka hiç bir süreçle açıklanamaz. Bir türün evrimi izlendiğinde bir bireyin evrimine benzeyen evrelerden geçtiği görülmüştür. Türler de bireyler gibi doğmuş, gelişmiş bir türün meydana çıkmasını sağlamak için gerçekleşmiştir. bkz. ;Gelişme, Aşma, Nicelikten Niteliğe Geçiş, Nitelikten Niceliğe Geçiş, Karşılıklı Etki, Evrim ve Devrim, Evrimcilik, Eytişimsel Özdekçilik, Yaratıcı Evrim.