Duyumculuk.


"Duyumculuk." Die Ergebnisse der Suche nach dem Wort

 Philosophische Wörterbuch

Duyumculuk.

( Philosophische Wörterbuch) :
(Os. İhsasiyye, Fr. Sensualisme, Al. Sensualismus, İng. Sensualism, İt. Sensualismo). Bilginin duyumlarımızla elde edilebileceğini ileri süren öğretilerin genel adı... Duyumculuk, bilgilerimizin akıldan geldiğini savunan usçuluk ve doğuştan beri bizimle beraber bulunduğunu savunan doğuştancılık öğretilerine karşıt bir öğeretidir. Antik çağ Yunan düşüncesinde Protagoras (İ.Ö. 485-411), Demokritos (İ.Ö. 460-450) gibi düşünürler duyumculuğu savunmuşlardır. Protagoras'a göre bizim için var olan ancak duyduğumuz şeylerdir, duymadığımız şeyler bizim için yok demektir. Her kişinin bilebileceği kendi duyumu olduğuna göre ne kadar insan varsa o kadar da gerçek var demektir. Duyularımızın dışında başkaca bir bilgi edinemeyeceğimiz için ilk nedenleri araştırmak boşunadır. insan, kendisi için erişilebilecek tek şey olan kendisiyle yetinmelidir.İnsan her şeyin ölçüsüdür. Demokritos'a göre de bilginin tek kaynağı duyumdur, duyulardan geçmeyen düşüncede var olamaz. Aristippos ve Timon'un duyumcu şüphecilikleri de şöyle özetlenebilir: Eşyanın kendiliğinden bilgisi yoktur... Pyrrhon, Knossos'lu Enisidemos da bu düşüncededirler... İngiliz düşünürü John Locke (1632-1704) da duyumcudur. Lock'a göre insan doğduğu zaman akıl kâğıdı bomboştur, bu kâğıt giderek duyuların getirdikleriyle dolar... Fransız ansiklopedicileri ve maddecileri de duyumcudurlar... Duyumculuğu, deney alanında güçlendiren Fransız düşünürü Condillac (1761-1780) olmuştur. Condillac, duyumculuğu tanıtlamak için taştan bir heykel tasarlamıştır. Heykele sadece tek duyu, koku alma duyusunu vermek bile bilgilerin ancak duyular yoluyle elde edilebileceğini tanıtlamaktadır. Heykele sadece tek duyu koku alma duyusunu vermek bile bilgilerin ancak duyular yoluyle elde edilebileceğini tanıtlamaktadır. Heykele bir menekşe uzatırsak, o bize göre menekşe koklayan bir heykel, kendine göre salt menekşe kokusudur. Heykelin burnundan menekşeyi çekip yerine bir gül uuzatınca karşılaştırma başlar, heykel biri şimdiki duyumla öteki artık var olmayıp izlenim sürüp giden duyumla ilgili iki var olma biçimi içinde kalır. Artık, eskiden var olmuş bulunduğu durumuda olmadığını anlamıştır. İlk bilgi budur. Kokuların çoğalması bilgileri de çoğaltır. Karşılaştırmalar iyi kokularla kötü kokuları belirtir, iyi kokuların mutluluğu başlar, anılar meydana gelir, iyi kokuların hazzına yönelerek kötü kokuların eleminden kaçılır, yargılara varılır. Heykel, sadece koku alma duyusundan yola çıkarak birçok soyut kavramlara da erişmektedir. Örneğin bir kokudan başka bir kokuya geçiş heykelde geçmiş düşüncesini doğurur. Koku alma duyusuna, birer birer öteki duyular da eklenerek deneyler çoğaltılınca düşüncelerin daha geliştikleri görülür. Bilgileri çoğaltmak ya da azaltmak yetmektedir. Bilgi, duyuların gücü ya da sayısıyle orantılıdır... Diderot (1713-1784) da 1749 yılında Lonrra'dan şöyle yazıyor: Körlerin erdemli olabileceklerine inanmıyorum madam. Bir kör için işeyen biriyle hiç ses çıkarmadan kanı boşalan biri arasında ne ayrılık var? Ab madem, bilseniz, bir körün erdemi bizimkinden, bir sağırın erdemi bir körün erdeminden ne kadar başka. Bizimkinden daha çok duyuları olan biri de bizim erdemimizi, kötü bir şey söylemeye dilim varmıyor, ne kadar kusurlu bulurdu. bkz. Duyu, Duyum, Ampirio-kritisizm, Olguculuk, Görgücülük, Bilinemezcilik, Tekbencilik, Özdeksizcilik, Duyumcu Şüphecilik.