Tinselcilik.


Resultados para "Tinselcilik."

Diccionario filosófico

Tinselcilik.

(Diccionario filosófico) :
(Os. Ruhiyye, Fr. Spiritualisme, Al. Spiritualismus, İng. Spiritualzm, İt. Spiritualismo). Evrenin ruhsal bir temele dayandığını ileri süren öğretilerin genel adı... Çağımızda düşüncecilik (idealizm)le de anlamdaş olarak kullanılan tinselcilik, varlığın bedenden bağımsız ruhsal bi yapı olduğu inancına dayanan metafizik bir rgörüşü dilegetirir. Gizli ve dolaylı ya da açık ve dolaysız ruhçuluk güden şu öğretiler tinselci öğretilerdir: İdealizm (Platon), öznel idealizm (Fichte), nesnel idealizm (Schelling), saltık idealizm (Hegel), deneyüstü idealizm (Kant), immateryalizm (Berkeley), fenomenolojik idealizm (Husserl), mantıkçı idealizm (H. Cohen, P. Natorp), pozitivizm adı altında öznel idealizm (Auguste Comte), Elea okulu (Ksenofanes, Zenon), bireşimsel idealizm (Hamelin), göreci idealizm., (Renouvier), eleştirici idealizm (Brunschwieg), entüvisyonizm (Bergson), öznelci varoluşçuluk (Kirkegaard), Hıristiyan varoluşçuluk (Gabriel Marcel)... Can ve tin anlamlarındaki ruh düşüncesi, antik çağ Yunan düşüncesinde ilkneden'in araştırılması sırasında ilkneden olarak ele alınan hava özdeğinden türemiştir. İlkneden (arşe) üstündeki ilk düşünceler özdekçidirler. Thales, ilkneden olaarak şu özdeği göstermişti. İkinci düşünür Anaksimandros ilkneden'in sınırsız ve belirsiz bir özdek olması gerektiğini ileri sürdü. Üçüncü düşünür Anaksimenes, ilkneden'in evreni canlı kılan bir soluk-hava-ruh (psişe) olduğunu savundu. Anaksimenes'in bu düşüncesiyle ruh kavramı ilk olarak ortaya atılmış oluyordu. Ne var ki Anaksimenes bu ruh'u bir özdek olarak düşünmüştü. Daha sonra Anaksagoras ruhu özdekten büsbütün ayırarak onu özdeğin canlandırıcısı saydı. Ancak Anaksagoras'ın ruh'u da pek ince yapıda ve özel bir özdekti.b Ruh, henüz özdeklikten kurtulamamıştı. Onu özdeklikten kurtaran ve bağımsızlığını onaylayıp tek güç olarak ortaya atan ilk ruhçu (idealist) Platon olmuştur. Platon, Heraklelitos'tan aldığı Tanrı (logos, akıl tanrı) düşüncesiyle Anaksagoras'tan aldığı ruh (nous, akıl ruh) düşüncesini, Sokrates'ten aldığı iyi (soyutluk) kavramında birleştirerek ide (ruh tanrı) kavramını ortaya attı. Platon, ruhları sınıflandırmış ve en tepelerine de Tanrılık niteliğinde iyinin ruhu'nu oturtmuştu. Platon'a göre ruh varlık, tamlık, etkinlik, olumluluk, güzellik'ti; özdek yokluk, eksiklik, edilginlik, olumsuzluk, çirkinlik'ti. lÖzdek, ruhun yaratısı ya da ürünü değildi, ruh kadar ilkseldi ama, bu ilkselliği yokluk alanındaydı. Kalıcı bir geçeklik olan ruh, geçici bir görüntü olan özdeği etkileyerek ve biçimlendirerek geçici ve görüntüden ibaret bir evren meydana getirmiştir... Platon'un bu soyutçuluğu ruh kavramına geniş bir alan sağlayarak gelişmesini gerektirdi. Bilimler henüz emekleme çağlarını yaşıyorlardı ve felsefe pratikle doğrulanabilmek olanağından yoksun bulunduğu için düşünsel (spekülatif) bir yolda ilerlemek zorundaydı. Pratik dizginlerini koparmış olan teorik düşünce, başıboş bir durumda ve engelsiz bir alanda alabildiğine koşacaktı. Bu koşu, bilimsel engellerle karşılaşıncaya kadar gittikçe artan bir hızla sürecekti... Platon'dan önce antik çağ Yunan felsefesinin ünlü Elea'lıları (Ksenofanes, Parmenides, Melissos, Zenon, Gorgias) bu koşunun yapılacağı alanı iyice hazırlamışlardı. Ksenofanes'e göre değişmez, devimsiz, tüm us olan tek bir Tanrı vardı ve bu Tanrı her şeydi, her şeyi yönetmekteydi. Parmenides'e göre değişirlik bir kuruntudan başka bir şey değildi, gerçek olan değişmezlikti. Varlık birdi, çünkü başka varlıklar ancak onun devamı ve eşdeyişle kendi kendisi olabilirlerdi. Varlık bir olunca, düşünen varlıkla (süje) düşünülen varlığı (obje) da aynı şey olduğu meydandaydı... Platon'dan sonra başta aristoteles ve Plotinos olmak üzere ruhçular bütün ortaçağ süresince Hıristiyanlığın geniş alanında at koşturdular. Tinselcilik, İngiliz misyoneri Berkeley'in özdeksizciliğiyle (immateryalizm) en yüksek noktasına erişmiş oldu. Protestan piskoposu Georges Berkeley'e (1685-1753) göre nesneler, görüntülerden ibarettirler, nesnelerin objektif varlıkları yoktur, onları var eden bizim düşüncemizdir. Renk ancak onu gören için, koku ancak onu duyan içindir. Tinden ayrı bir töz, bir bir özdek olamaz, özdeği özdek eden tin'in algılarıdır. Nesneler çeşitli algılara göre çeşitli şeyler, eşdeyişle kendileriyle aynı kalamayan şeylerdir. Kendisiyle aynı kalamayan şeyse gerçek değil demektir ve yoktur. Tek gerçeklik düşüncemizdedir. Usumuz bu düşünceleri kendi başına yaratamayacağına göre daha üstün bir usun bizim usumuzu yarattığı bir gerçektir... Soru şudur: Gerçeklik nedir? Tinselcilik bu soruya şu karşılığı verir: Gerçeklik tin'dir... Bu karşılığın ayrıntıları başlıca iki kolda gelişir: Gerçeklik insan bilincindedir (öznel idealizm), gerçeklik insan bilincinin dışında kendi kendine var olan evrensel bir bilinçtedir (nesnel idealizm). Her iki bilinç de tin kapsamı içindedir. Özdekçilik soruyu şöyle karşılar: Gerçeklik özdek'tir... Bilimsel ve eytişimsel özdekçilikse (diyalektik materyalizm) şu karşılığı verir: Gerçeklik, ne insan bilincinde ne de insandan önce var sayılan bilinçtedir, insan'la insandan bağımsız olan nesneler ilişkisindedir... Saltık (mutlak, absolü) ve aşkın (müteal, transandantal) idealizmlerle tanrıcılık ve doğatanrıcılık nesnel idealizm grubuna girerler, çünkü insan bilincinin dışında evrensel bir bilinç düşlemektedirler. Pozitivizm, pragmatizm, egzistansiyalizm gib iöğretiler öznel idealizm grubuna girerler, çünkü gerçekliği kişisel varlığa ve dolayısıyle insan bilincine indirgemektedirler. Öznel lidealizm zorunlu olarak tekbenciliğe (solipsizm) varır, çünkü her şey sadece düşüncemizin ürünüyse gerçek olan sadece bizim varlığımızdır. Öteki insanlar da sadece benim düşüncemde vardırlar, öyleyse benden başka hiç bir gerçeklik yoktur. Açık ya da gizli öznel idealizmin her biçimi bu gülünçlüğe düşmekten kendisini kurtaramaz... Düşünce tarihinin son büyük ruhçusu Alman düşünürü Friedrich Hegel'e (1770-1831) göre bilinç, evrenin dıştan görünüşüdür, özdeksel evren bilinçtir. Saltık (mutlak), ruh ve özdek ikiliğinin içindedir ve oluşma sürecinde sürekli olarak kendisine dönmektedir. Evrensel ruh dışa doğru açılan bu oluşmayla kendisini doğalaştırmıştır, insan bu doğalaşmanın en yetkin varlığıdır. Evrensel ruh ya da bilinç, insanda kendisini yansıtacak aynayı bulmuştur ve artık daha çok doğalaşması gerekmeyecektir. Tin, böylece, üç evreden geçerek gelişmiştir: Önce öznel tindi, sonra doğalaşarak nesnel tin olmuş, sonunda da kendisini yansıtacak aynayı insanda buluncua saltık tinliğin sınırsız gelişme sürecine girmiştir. hegel'in bu kafa üstünde duran dünyasını Alman düşünürü Karl Marx (1881-1883) ayakları üstündeki gerçek yerine oturtacaktır. Bilimsel araştırmalar, bilincin, cnalı özdeğin ürünü olduğunu ortaya koymuştur. Marx'a göre bilin, gerçek dünyanın kafamızdaki yansımasıdır. Ama bilinç, dışındaki nesneler dünyasını sadece yansıtmakla yetinen cansız bir ayna değildir. İnsanlaşmayı gerçekleştiren bilinç, dışındaki özdekler diyalektiğinin yansımasından meydana gelmekle beraber, kendisi de bu diyalektiğe katılmakta ve kendi yapıcıları arasında bizzat kendisi de bulunmaktadır. Gerçeklik, işte bu insan bilinciyle insan bilincinin dışında ve ondan bağımsız olarak bulunan nesneler ilişkisindedir. Diyalektik anlayış, tek yanlı metafiziğe karşı, çok yanlı bir ilişkinlik anlayışıdır. Bu bakımdan bilinci kabaca özdeğin ürünü sayan vülger özdekçilikle de savaşmaktadır. Vülger üzdekçilik, "karaciğerin safra salması gibi beyin de bilinç salar" demekteydi, diyalektik özdekçilik anlayışı, ruhçuluğa olduğu kadar bu düşünceye de karşıdır. Diyalektik anlayış, bilinçle özdeği ne aynılaştırır ne de ayrılaştırır. Bilinçle özdek arasında ayrılık olduğu kadar bağlılık da vardır. Diyalektik özdekçilik), özdekle bilinç ayrı şeylerdir (Dessavunan bir öğretidir. Çeşitli tinselci öğretiler evrenin ruh ve özdek ikiliğini (düalizm) savunurlar. Hegel öğretisi, evrenin ruhsal birliğini savunmakla monizmi ters açıdan gerçekleştirir. Bilinç ya da düşünce anlamında olan tinin özdek karşısındaki yeri, bu bakımdan, dört ayrı yönde uçlaşmış bulunmaktadır: Özdek bilincin ürünüdür (Berkeley), bilinç özdeğin ürünüdür ve özdekle bilinç aynı şeydir (vülger özdekçilik), özdekle bilinç ayrı şeylerdir. (Descartes), özdekle bilinç ne aynı ne de ayrı şeylerdir, karşılıklı ilişkinlikleri içinde birbirlerine sıkıcı bağlıdırlar (diyalektik özdekçilik)... Bilim, tinselcilik anlayışının karşısındadır ve onun alanını her gün biraz daha daraltmaktıdır. Gerçeklik, pratikle doğrulanabilen ve doğrulanabildiği oranda geçerli olan bir değerdir ki bu doğrulamayı da ancak bilimsel deney ve gözlemler başarır. Pratikle teori, kendi diyalektik oluşmaları içinde, birbirlerini etkileyerek ve doğrulayarak gelişebilirler. bkz. Düşüncecilik, Öznel Düşüncecilik, Nesnel Düşüncecilik, Saltık Düşüncecilik, Tanrıcılık, Nedentanrıcılık, Doğatanrıcılık, Can ve Tin, Türcülük.