Hint Felsefesi.


Risultati per "Hint Felsefesi."

Dizionario filosofico

Hint Felsefesi.

(Dizionario filosofico) :
Hint felse, klasik ilk çağ felsefesi kapsamı içindedir. Hint kültürü, Sümerlerden sonra dünyanın en eski kültürüdür. Özellikle dinsel metafiziğin bütün incelikleri, Musa ve İsa dinlerinden çok önce ve çok daha güçlü bir ustalıkla, Hindistan'da işlenmiştir. Hint toprakların da din, sünüt ve felsefe birbirene karışmış olarak gelişmiştir. İ.Ö. 1500 yıllarında tertiplendiği tahmin edilen Rig-Veda insanlığın ilk kutsal kitabıdır. Bütün kültürlerde görüldüğü gibi, ongunculuğun (totemizm) ve canlıcılığın (animizm) kalıntıları üstünde yükselen Vedizm, çoktanrıcı bir dindir. Ancak bu çoktanrıcılığın Sümer uygarlığından sızdığı tahmin edilmektedir. Hint dilinde bilgi anlamına gelen Veda'ların ilk şarkıları, büyücülük şarkılarıdır ve bu şarkılarda büyük tanrıların adı geçmemektedir. İ.Ö. XIV. yüzyılda Hititlerle Mitanniler arasında yapılan ve Boğazköy kazılarında bulunan bir antlaşmada adları anılan İndra, Mithra ve Varuna büyük tanrıları, sonradan, Vedizmin tanrıları olmuşlardır. İ.Ö. bin yıllarında tertiplenen Veda şarkıları artık bu tanrılardan söz etmektedirler. Vedizmin getirdiği çok güçlü felsefe ilkesi şudur: Varlığı yaratan eylemdir... Vedalara göre erdem, kurban yoluyle elde edilir, kurbanlar tanrıları yaratırlar, tanrılar da insanları iyiliğe ve güvenliğe ulaştırırlar. Vedizm, doğal bir sonuç olarak, sınıflanmaları doğurmuştur. Kast adı verilen bu sınıfların başında din adamlarının (rahip anlamında Brahmanların) kastı vardır. Sonra prenslerle savaşçıların arya kastı, işçilerin ve kölelerin çudra kastı, insanların en aşağı sınıfı sayılan ve işçi ya da köle niteliğini de taşımayan parya kastı sıralanmaktadır. Töre (ahlâk), bu sınıfların her birinde ayrı bir ölçü taşır. Erdem, bir sınıfa göre almak, bir başka sınıfı göre vermektir. Örneğin Rig-Veda'nın onuncu kitabının onuncu şarkısı şöyle biter: "İnsan bir din adamına bir inek verirse bütün âlemleri elde etmiş olur". Ne var ki din adamları (Brahmanlar) bununla da yetinmeyerek, sınıf üstünlüklerini büsbütün sağlamlaştırmak için İ.Ö. VIII. yüzyılda Vedizmi Brahmanizme dönüştürmüşlerdir. Brahmanizmin kutsal kitapları Brahmana'larla gizli bildiriler anlamında Upanisad 'lardır. Bunun la beraber bu yapıtlar, gizemciliğin kıvılcımlarını taşıyan, çok köklü bir felsefe anlayışı getirmektedirler. Bu anlayışa göre nesnel gerçeklikle (Brahban, kurban anlamında) özdeştir ve saltık gerçeklik bu özdeşliktedir: "atman'ı tanıyan, evreni de tanır. İnsanın derinliğiyle güneşin içinde bulunan tek ve aynı nesnedir". Bireysel varlığımızın derinliğinde tümvarlık bulunmaktadır (vahdet-i vücut). Yoga adı verilen Hint okulu bu anlayıştan türemiştir. Yogacı, gizemciliğin esirme (Os. Vect, Fr. Extase) yoluyle düşünsel olarak gerçekleştirdiğini bedensel olarak gerçekleştirir. Yogacılık, bir çeşit jimnastikle yapılan felsefe olarak tanımlanabilir. Yogacı, bireysel varığını yok edip kendi iç derinliğindeki tüm yetileriyle ilgisini kesmeye çalışarak fenomenolojik anlamda bütün dünyalılardan sıyrılmış bir varlık, bir tümvarlık olarak gerçekleşmek ister. Yoga, sözcüğü, Latince birleştirmek anlamındaki jungo sözcüğüyle kökleştir. yogacılık, düşünsel felsefenin eylemi, pratiğidir. Bedensel hint gizemciliği, hemen aynı çağda beliren, düşünsel Çin gizemliğiyle (Taoizm) ilgi çekici bir benzerlik göstermektedir. Hint felsefesinin bu metafizik gelişimi, tepkisel bir dönüşüle, İ.Ö.VI. yüzyılda iki tanrısız öğretiyi oluşturmuştur. bu tarısız ya da tanrıdışı öğretilerin biri Jainizm, öbürü Budizm'dir. Bu çağ, insalığın ana kültür alanlarında, tanrıdışı bir töreselliğe dönüş çağıdır (Çin'de Konfüçyüs, Yunan'da Sokrates aynı yoldadır). Jainizmin kurucusu Mahavira'ya göre yaratma diye bir şey olmadığı gibi yaratan da yoktur. Evren sonsuzdur, yaratılmamıştır, çünkü her zaman vardı. İnsan, hiç bir canlı varlığa kötülük yapmadan yaşamalıdır. Mahavira, İsa gibi, yoksulluğu övmekte, aç ve çıplak yaşamayı yeğlemektedi; aç kalma yoluyle kendini öldürmek en büyük erdemdir. Budizmin kurucusu Gotama (İ.Ö. 563-483), ustaca bir sezişle, felsefe alanına deneyciliği getirmektedir: "Bir şeye, duydunuz diye, atalarınız inanmış diye, ben söyledim diye inanmayın. Kendi kendinize denediğimiz ve doğru bulduğunuz şeylere inanın". Gotama'ya (bilge anlamındaki Buda adını sonradan almıştır) göre de yüreklerimizden yaşamak isteğini çıkarmalıyız, insan ancak yok olakar acıdan kurtulabilir. Dört türlü gerçk vardır: Acı çekme gerçeği (insanları kendilerine bağlayan bütün nesneler acı vericidir), istek gerçeği (acı, insan isteğinden doğar), acının yok edilmesi gerçeği (acının yok olması, her türlü istekten el çekmekle, Nirvanalasmakla gerçekleşir), acının yok edilmsesini sağlayan sekiz yol gerçeği (bu yollar şunlardır: Katıksız inanç, katıksız irade, kaatıksız söz, katıksız bellek, katıksız düşünce). Bu gerçeklerden, olumlu ve olumsuz olmak üzere iki türlü erdem kuralları doğmaktadır. Olumsuz erdem kuralları şunlardır: Öldürmeyiniz, başkasının malını çalmayınız, başkasının karısını istemeyiniz, yalan söylemeyiniz, sarhoş olmayınız.Olumlu erdem kurallarıda şunlardır: Acılara katlanınız, büşkü insanların acılarını düşününüz, başkalarının acılarını ve sevinçlerini paylaşınız, iyicil olunuz, acıyınız, size yapılanları bağışlayınız ve kin gütmeyiniz, başkaları için özgecil ve cömert olunuz. Budizm, yanı zamanda, metafiziğin sınıf ayrımlarına da sert bir tepkidir. Gotama'nın gözünde bir prensle bir yoksil, mbir keşişle bir çiftçi, bir kötü kadınla bir iyi anne arasında hiç bir fark yoktur. O, bütün insanlığa seslenmektedir. Gotama'ya göre evrende insanın bağlanabileceği hiç bir şey yoktur, ne özdekte ne de ruhta hiç bir şey sürekli değildir, ne biçim ne öz vardır, her şey gelip geçicidir. Evrende ancak olaylar vardır, bunlar da geçici olarak bir araya gelip yalan ve boş bir benle yalan ve boş bir evren yaratırlar. Gotama'ya göre türesel yarara dayanmayan sorunlar incelenmeye değmezler (daha sonra, Sokrates aynı sözü söyleyecektir). Bu değmezliklerle uğraşılmaması için de yorum kapıları kapatılmıştır: "Bin bir şeyi açıklamışsam onu açıklanmış olarak bırak, ben bir şeyi açıklamamışsam onu açıklanmamış olarak bırak". Budizm, çağımızda, dinlerin yaygınlıkları bakımından Hıristiyanlıkla birlikte önde gelmektedir. Bugün, dünya üstünde, Hıristiyanlıkla eş sayıda olarak, beş yüz milyon bidist vardır. Hint felsefesinde, Jainizm ve Budizmle, pek güçlü ve ekkili olarak gerçekleşmiş bulunan Tanrı düşüncesinden insana geçiş çağı- ki bu çağa, belli bir anlamda, metafizikten fiziğe ya da ruhsan özdeğe geçiş çağı da denebilir- yeniden, ama daha üstün bir aşamada, metafiziğe dönüşmektedir. Bu döenüşüm, isa'dan sonra hem ilk yüzyıllarda gerçekleştiği tahmin edilen Hinduizmle belirmiştir. Hinduizm, halk topluluklarına tepeden bakan Vedizm ve Brahmanizmin, Jainizm ve Budizm tehlikesi karşısında ve onların halkçılıklarından esinlener, halka yaklaşmaya çalışmasındır. Nasıl çoktanrıcı Yunan dini stoacılıkla savaşmak zorunda kalan ilk Hıristiyanlık ilkelerinden stoacılık hehine birçok şeyler atmak zorunda kalmışsa, Jainizm ve Budizmle savaşmak zorunda kalan aristokrat Hint metafiziği de Janizm ve Budizm lehine, özellikle halka inme ve yaklaşma alanında, ilkelerinden birçok şeyler bırakmak zorunda kalmıştır. Hinduizm de, bilgisiz halkı daha büyük bir güçle etkileyebilmek için, genel metafiziğin temel yöntemi olan boş inançları güçlendirme ve yayma yöntemini kullanmıştır. Metafizik düşünce, bilgisiz çoğunluğu her zaman ve her yerde boş inançlarla tutmuş ve kendine baglamıştır. Hinduizmin kutsal kitapları; eski Veda'lar, Brahmana'lar ve Upanişad'larla birlikte Purana'lar, Mahabarata ve Ramayana'dır. Mahabarata'nın Bagavat Gita (Cennetliğin Şarkısı) adlı parçası pek ünlüdür ve üstün bir sanat ürünü sayılmaktadır. Örneğin, bu şarkıdan, tanrı Krişna şöyle seslenmektedir:"Bin, kurbanım, duayım, adağım ve adağın yarattığı iyiliğim. Ben, kurbanın işlemiyim, kutsal içkiyim, tapınakta çıtırdayan ateşim, kutsal Om hecesinin ta kendisiyim". Hinduizmin çoktanrıları arasında çoğunlukla en çok tutulan tanrı Vişnu'dur. Vişnu, elinde bir lotus çiçeği tutar ve dünyayı korur, dünyayı kurtarmak için çeşitli bedenlere girmiştir. Vişnu'nun girdiği çeşitli insan ve hayvan bedenlerinden sonuncusunun Buda'nın bedeni olduğuna inanılır. Ölümden sonra ruhların daha iyi bir bedene girmelerini (ruh göçü, tenasuh) sağlamak için ölüler yakılır ve külleri Ganj nehrine serpilir. Bu arada, ruh göçü inancına dayandırılan "her yeni doğumun daha önceki eylemlerin bir toplamı olduğu" gerekçesiyle sınıf ayrılıkları (kastlar) devam etmekte ve yeni bireşimler (sentezler) gerçekleşmektedir. Vişnu'yu tutanlar, iki kolda gelişen, bir çeşit Vişnuculuk (Vişnuizm) gütmektedirler. Bu kollardan biri, Hıristiyanlığın üçlemesini andıran (tirinite, teslis, Hintçe trimurti) bir anlayışla, Vişnu-Siva-Brahma üçlüğünü tek kişilikte birleştirerek bir çeşit tektanrıcı olarak Brahma'da, yok edici olarak Siva'da ve tanrısal bağış (inayet, gras) olarak Vişnu'da belirtmektedir. Hıristiyanlığın baba-oğul-kutsal ruh'u gibi bu üç güç de bir ve aynı şeydir. Kollardan ikincisi de Buda'nın Visnu olduğu inancına dayanarak Budizmle Visnuizmi aynılaştırır. Bir başka alanda Hinduizm Müslümünlıkla bireşir (İ.S. XV. yüzyıl) ve bir şıhlar dini türer; Vişnuizm-Budizm de Hıristiyannlık bireşimi (İ.S. XIX. yüzyıl) Brahma Samaj dinini meydana koyar. Bu bireşimlerin yanında hint gizemciliği, yoga, daha üstün bir aşamada,yeni bir anlayışa döenüşmektedir. İ.S. 650-850 yılları arasında yazılan yüz düksan beş özdeyişten (vecize) ibaret Pantacali Yogasına göre yaşam kütüdür ama ölüm de kötüdür. Öyleyse ne ölümü yeğmeli, ne de ruh göçüne dayanarak yeniden dirilmeyi düşlemelidir. Pantacali gizemciliği, böylelikle, Hint metafiziğinin iki köklü ilkesine karşı çıkmaktadır. Kurtuluş, ölüm ya da yeniden dirilme isteğiyle değil, yaşarken, dünyayla ilişki kuran bağların koparılmasıyle gerçekleşecektir. bu anlayış, bir bakıma, yaşamla ölümün, metafizik ters açıdan diyalektik birlikteliğini dilegetirmektedir. Dah açık bir deyişle insan, ne yaşamalı ne de ölmelidir; mutluluk "yaşayan ölü" durumunu elde etmekle gerçekleşecektir. Bu durum, hekimlik açısından kataleptik bir durumdur. Gizemci, bu yöntemle, açıdan kurtulmakta ve gerçek bilgiye tüm bilgisizlikte erişmektedir.Gerçek bilgiye tüm bilgide erişmek dururken bunun gerekli olup olmadığı ayrı bir konudur.